aslında hiçbirşey sizin düşündüğünüz gibi değildir.....

  • 7/10/2005 - TRUVA
  • Mitolojiye göre Deniz Tanricasi Thetis cok alimli ve cok güzel bir Tanricadir. Kronos'un oglu, Gök Tanricasi Hera'nin kardesi ve kocasi, Tanrilarin Babasi ve Krali Zeus ile Deniz Tanrisi Poseidon bile Thetis ile evlenmeyi cok istemektedirler. Masal bu ya kahinler Thetis´in doguracagi erkek cocugun  babasindan daha güclü ve akilli olacagini söylemislerdir. Truva  
      Iste bu sebebtendir ki Tanrilarin Krali Zeus ve Deniz Tanrisi Poseidon , O'nu, Aikos'un oglu Teselya Krali Peleus ile evlendirmeye karar verirler... Olympos'daki sölenlere benzer bir sölen kurulur Pelion (Teselya) Daginda. Bütün Tanrilar ve Tanricalar eglenmekte ve sarkilar söylemektedir... Ancak, Nifak Tanricasi Erins unutulmustur bu görkemli sölene davet edilmeye... Davet edilmedigine cok kizan ve sölen yerine gizlice gelen Erins, üzerinde " TANRICALARIN EN GÜZELINE " yazili bir altin elmayi sölen masasinin üzerine geldigi gibi gizlice birakir... Bir anda sölene katilanlar arasinda huzursuzluk baslamistir... Erins, adiyla mütenasip bir olayi baslatmis ve nifat tohumlarini sacmistir.Iste o nifak tohumlaridir ki, yillarca sürecek meshur Troya Savaslari'nin baslamasina sebeb olmustur mitolojiye göre...

     

     
      Sölendeki huzursuzlugun had dereceye ulastigini gören " Göklerde Gürleyen ", "Bulutlari Devsiren", "Simsekler Savuran", ve de basinin bir ismari ile Olympos Dagi'ni titreten Tanrilarin Krali Zeus,l olaya müdahale etmek ihtiyacini duyar ve Gök Tanricasi Hera, Zeka Tanricasi Athena ve Ask Tanricasi Afrodit arasindan bu secimin yapilmasina ve secimi de Olympos Dagi'nin en uzakbir Truva  
      bölümünde oturan, gene kahinlere göre büyüdügünde ülkesinin basina büyük bir felaket acacagi bilinen, kurban edilmek üzere bir cobana teslim edilen, ancak cobanin merhametiyle ölümden kurtulan bir ölümlü yapacaktir... Tanrilarin Babasi Zeus böyle istemektedir... Bu ölümlü de, Troya Krali Priamos'us oglu Paris'tir. Ida (kaz) Dagi'nda herseyden habersiz sürülerini otlatmakta olan Paris'in karsisina cikan bu üc Tanrica O'na iclerinden hangisinin en güzel oldugunu sorarlar... Elmayi Paris'e teslim ederler. Paris icin gercekten zor bir secimdir bu.. Cünkü üc Tanrica da cok güzeldir... Paris kararsizlik icerisinde iken Tanricalar O'nu etkilemek icin belki de tarihin ilk rüsvetini teklif ederler... Gök Tanricasi Hera, Paris'e kendisini sectigi tadirde Asya'nin en güclü Kralligini vaadeder.. Zeka Tanricasi Athena ise O'nu dünyanin en bilge kisisi yapacagini.. Ama Ask Tanricasi Afrodit'in teklifi Paris icin hepsinden daha cazibelidir... Afrodit O'na dünyanin en güzel kadinini vaadeder... Ve Paris, dünyanin en güzel kadinina sahip olabilme uguruna tercihi Ask Tanricasi Afrodit icin kullanarak, biraz evvel kendisine üc Tanrica tarafindan teslim edilen Altin Elmayi Afrodit'e verir...Hera ve Athena, Paris'in kendilerini secmedigine cok kizmislardir ve Paris'in yanindan ayrilirken Ondan bunun intikamini cok aci sekilde alacaklarina yemin ederler...Günler gecer aradan, önce Paris asil ailesinin yanina döner ve günlerden bir gün bir vesile ile evine gittigi Sparta Krali Menelaos'un genc ve güzel karisi Helena (Güzel Helen)'ya asik olur ve Ask Tanricasi Afrodit'in yardimi ile onu Troya'ya kacirir...Bunu üzerine Menelaos'un kardesi Agamemnon ordusu ile birlikte Troya'ya saldirir...Ve iste Meshur Troya Savaslari baslamistir artik...Nifak Tanricasi Erins'in Pelion Daginda sactigi nifak tohumlari yesermis ve Aka'lilarla Troya'lilara karsi karsiya getirmistir. Tarihin en kanli savaslari cereyan etmege baslamistir artik...

    Yillarca süren savaslar sonucunda Akha'lilar, Troyalilari bir savas hilesi yapmadan yenmenin mümkün olamayacagini düsünürler. Bunun üzerine icersine Akha'li kahraman savascilarin saklandigi bir Tahta At'i, Troya'nin surlarinin dibine birakarak geri cekilirler...Akha'lilarin kactigina kanaat getiren Troya'lilar Tahta At'i iceri alarak eglenmeye baslarlar...Sölen sarhoslugu icerisinde bulunan Troya'li nöbetciler, Tahta At'in icersinden cikan Akha'li savascilar tarafindan öldürülür ve Troya'nin kapilari Akha savascilarina acilir...Sonucta Troya Akha'lilarca isgal edilmis Troya Krali Priamos ve oglu Paris, Thetis'in torunu Neoptelamos tarafindan öldürülmüstür...Hera ve Athena ettikleri yemini tutmus Paris'ten öclerini almislardir...Menelaos da karisi Helena'ya yeniden kavusmustur. Ünlü Ozan Homeros'un Destanlarina konu aldigi meshur Troya Savaslarinin ceryan ettigi topraklar, artik bugün ne bir mitolojinin yasandigi ne de akil almaz entrikalarin cevrildigi topraklardir. Canakkale'ye 30 kilometre mesafede bulunan bu topraklarda M.Ö. 3000 yilindan bu yana gecmisini anilarini gözlerimizin önüne seren bir uygarlik kalintisi bulunmaktadir. Her gecen gün, yüzbinlerce insanin gecmisi tekrar yasarcasina gezdigi Troya sehrinin kalintilari insana"Keske Schlieman hazineleri bulmak uguruna burayi tahrip etmeseydi de siz Troya'nin arkeolojik kalintilarini daha iyi inceleyebilme firsatini bulabilseydiniz..."dercesine sessizce ziyaretcilerini beklemektedir..

     

     
      Troya'da ilk sistemli kazilar, W. Dörpfeld tarfindan baslatilmis ve bunun da 1923 - 1938 yillari arasinda Prof. Carl Blegen'in kazilari izlemistir. Bugün, Troya'da Canakkale Vali'ligince genis kapsamli cevre düzenlemeleri yapilmaktadir. Blegen'nin kazilari sonucu ortaya cikartilan Troya'nin stratigrafisine göre M.Ö. 3000 ile M.S. 400 yillari arasinda 9 degisik tabaka halinde yerlesme Truva  
      merkezlerinin mevcut oldugu tesbit edilmistir.

    Yorum ( 9 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/10/2005 - AFRODİT ( yağmur ve gözyaşları)
  • Bir gün, beyaz köpüklü bir dalga, Kıbrıs Adası kıyılarına bir sedef kabuğu bıraktı. Köylüler jandarmaya haber verdiler. Bomba imha ekipleri

    deniz kabuğunun etrafında gerekli önlemi aldı; kuş uçurtmadılar çevrede.

     

    Ekibin en gözü peki Recep, dedektör bozuk olduğundan levyeyle kabuğun ağzını yavaşca kanırttı. Lepiska saçlar dökülüverdi aralıktan.

    Levyenin altına bir kaya getirilip kabuk tam kanırtılınca, içinden güzeller güzeli bir kız çıktı. Ama bize “güzel” diye dayatılan maskaralara

    benzemeyen, içi dışı güzeller güzeli bir kız.

     

    Şaşkın bakışlar arasında kumsalda yürümeye başladı; yürüdükçe ayak bastığı yerlerden renk renk güzel kokulu çiçekler açıyordu. Bu

    Afrodit’in ta kendisiydi. Hora’lar onu hamama götürüp bir güzel yıkadılar, keselediler, hatta birlikte şarkı söyleyip göbek bile attılar. Sonra

    tarayıp uzun saçlarını, plastik bir mandalla tutturdular. Melahat hanım, oğlu Adnan için pek beğendi Afrodit’i.

     

    Afrodit, başında şapkası, sırtında çantası özgür bir kızdı. Gitti Olympos’a yerleşti. Olympos’un kadınları nefret ettiler ondan; ağızlarının

    suyu akan, eve dönerken artık yolu şaşıran kocaları ilişmesin diye, AIDS’li bile dediler. Çok ağladı Afrodit; deniz mavisi güzel gözlerinden

    çok inci yaşlar döktü.

     

    Afrodit bir muhasebe bürosuna girdi; her gün başını önüne eğip, işine gidip gelmeye başladı. Günlerden bir gün, kocasını çoktan öbür

    dünyaya postalamış Kıbrıs’lı Melahat, silik oğlu Adnan ve fettan kızı Safiye ile çıkageldi. Hem Afrodit’i gelin almaya, hem de Olympos’un

    orta yerine iğrenç bir bina kondurup yerleşmeye.

     

    Evlendi Adnan’la.

     

    Gel zaman, git zaman, o göz kamaştırıcı güzelliğinden eser kalmadı – duba gibi oldu.

     

    Şapkasını yer bezi yapmış, “akşam pırasa mı, yoksa kabak mı pişirsem” diye düşünen, çorapları örerken sümüklü bebesi ayak altında

    dolaşan, gündüzleri sürekli Melahat’in, çirkin Safiye’nin azarlarını işiten, geceleri sarhoş Adnan’ın koynunda, daha doğrusu inip kalkan

    sırtında - gözleri tavanda yakışıklı Paris’i düşünen - bir hatun olmuştu.

     

    Gündüzleri iki büklüm yerleri silerken çaktırmadan televizyona da bakardı. En çok da Banu Alkan‘ın filmlerini sever, hep onun gibi olmak

    isterdi. Hatta balkonda çamaşır falan asarken komşuları ona hep “Banu Afrodit” diye seslenirdi.

     

    Hep acı çekti; hasbelkader doğmuş oğlu bir gün bir domuzun saldırısında ölünce, yaşamla tek ruhi bağı da kopmuş oldu; bedeni ölünceye

    kadar itildi kakıldı, döktüğü gözyaşlarını herkes yağmur sandı.

     

    Güzeller güzeli Afrodit bir bahar sabahı, Kıbrıs’ın kıyılarına beyaz köpüklü dalgalar vururken, - aslında hiç yaşamadan ölüp gitmiş pek çok

    hatun gibi – öldü, kurtuldu.

     

    Kimse bilemedi gerçek hayatını. Hep gerçek dışı şeyler yazıldı. Yok Troia prensi Ankhises ile birlikte yaşadığından, yok ondan Aeneas

    isimli bir oğlu olduğundan falan dem vurdu Mitoloji kitapları.

     

    Bir gün yolunuz Olympos’a düşerse, çeşmeye yakın çınar ağacının arkalarında bir yerde bir Fatiha okuyun.

     

    Dönerken de teybinizde “Aphrodite’s Child”dan “Rain and Tears”i dinlemeyi sakın unutmayın.

     

    düş hekimi yalçın ergir      http://www.ergir.com

     

    ** ** **

    yağmur ve gözyaşları aynıdır

    kışın ağladığında

    bu yağmurdan başka bir şey değilmiş gibi davranabilirsin

    ama güneşte, oyunu oynaman gerekir...

     

    *

    ... ve benim kalbimde hiçbir zaman güneş olmayacak

     

    ( Aphrodite's Child - Rain and Tears’in sözlerinden)

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/7/2005 - aphrodite
  •  

     

     

    Roma’ da eski İtalya’nın tanrıçası Venüs’le özdeşleştirilen aşk tanrıçası. Doğuşu konusunda iki farklı tradisyon vardır: bazen Zeus’ la Dione’ nin kızı sayılır, bazen de Ouranos’ un kızı olarak kabul edilir. Buna göre, Ouranos’ un, Kronos tarafından kesilen cinsel organları denize düşmüş ve bu tanrıçayı (dalgalardan doğan kadın veya “Tanrının tohumlarından doğan kadın”) halk etmiştir. Aphrodite, denizden çıkar çıkmaz, Zephyroslar tarafından önce Kythira’ ya, sonra da Kıbrıs kıyılarına götürüldü. Orada Mevsimler tarafından karşılandı, giydirildi,süslendi ve ölümsüzler alemine götürüldü. Lukianos’ un anlattığı efsanede ise, Aphrodite’ nin önce Nereus tarafından büyütüldüğü söylenir. Daha sonra Platon iki ayrı değişik Aphrodite tasavvur etti:Ouranos’ dan doğan saf aşk tanrıçası Aphrodite Oirania; ve Dione’nin kızı, sıradan aşk tanrıçası Aphrodite Pandemos. Ama bu, geç döneme ait felsefi bir yorum olup, tanrıçaya ilişkin çok eski mitoslara yabancıdır. Aphrodite’ nin çevresinde, tutarlı bir anlatı oluşturmayan, ama tanrıçanın arada devreye girdiği çeşitli epizotları inceleyen değişik efsaneler meydana gelmiştir. Aphrodite , Lemnoslu topal tanrı Hephaistos’ la evlendirildi. Ama o, savaş tanrısı Ares’ i seviyordu. Homeros, bir sabat Güneş tarafından nasıl yakalandıklarını ve maceranın nasıl Hephaistos’ a bildirildiğini anlatır. Hephaistos; gizlice bir tuzak hazırlar: bu, yalnızca kendisinin çalıştıra bildiği sihirli bir ağdır. İki aşığın Aphrodite’ nin yatağında bir araya geldikleri bir gece, Hephaistos, ağı onların üzerine atar ve Olympos’ un bütün tanrılarını çağırır. Bu manzara onları çok büyük bir neşeye garkeder. Poseidon’ un ricası üzerine, Hephaistos ağı kaldırmaya razı olur, ama utanç içinde ki tanrıça Kıbrıs’ a, Ares’ de Trakya’ ya kaçarlar. Aphrodite’ nin aşklarından Eros ve Anteros, Deimos ve Phobos (Dehşet ve Korku), Harmonia (daha sonraları Thebai’ de Kadmos’ un karısı olmuştur) doğmuşlardır. Bazen, bu listeye bahçelerin koruyucusu Lampsakoslu tanrı Priapos’ da eklenir. Aphrodite bahçe tanrıçası olarak gösterilir; ama, bu daha çok Aphrodite’ nin İtalyan versiyonu olarak gösterilir. Aphrodite’ nin, aşkları Ares’ le sınırlı olarak kalmadı. Ağaca dönüşen Myra, Adonis’ i dünyaya getirdiği zaman, Aphrodite olağanüstü güzellikteki bu çocuğu aldıve onu Persophane’ ye emanet etti. Ama, Persophane çocuğu geri vermek istemedi. Olay Zeus’ un hakemliğine sunuldu, Zeus, delikanlının üçte birini Persophane’ yle, yılın üçte birini Aphrodite’ le, geri kalan üçte birini de istediğiyle geçirmesine karar verdi. Ne var ki Adonis yılın üçte birini Persophane’ yle, yılın üçte ikisini Aphrodite’ le geçiriyordu. Çok geçmeden bir yaban domuzu tarafından yaralanan Adonis belki de Ares’ in kıskançlığının kurbanı olarak öldü. Tanrıça, İda’ da Agkhises’ e gönül verdi ve ondan iki oğlu oldu: Aineias ve bazı tradisyonlara göre, Lyrnos. Aphrodite’ in, öfkeleri ve lanetleri ünlüydü. Ares’ in aşkını kabul ettiği için Eos’ u cezalandırmak amacıyla, onda Orinos’ a karşı dayanılmaz bir aşk uyandırdı. Yine, kendisini onurlandırmadıkları için, bütün Lemnos’ lu kadınlara, kocalarını Trakyalı tutsak kadınların yanına kaçırtacak kadar tahammül bir arız ederek, onları cezalandırdı. Lenmnos’ lu kadınlar, adadaki bütün erkekleri öldürdüler ve bir kadınlar topluluğu kurdular: Argonautlar gelip onları bir çocuk sahibi yapana kadar sürdü bu. Aphrodite, Paphos’ ta Kinyras’ ın kızlarını da, onları yabancılara fuhuş yapmaya zorlayarak, cezalandırdı. Aphrodite’ in lütfu da daha az tehlikeli değildi. Bir gün, Nifak tanrıçası ,Hera, Athena ve Aphrodite arasında en güzele karar vermek üzere ortaya bir elma koydu. Zeus, daha sonraları Paris adıyla tanınacak olan Aleksandros’ un üç tanrıçaya hakemlik etmesi için,Hermes’ e, onları Traos’ daki İda dağına çıkarmasını emretti. Üç tanrıça Aleksandros’ un önünde tartışmaya başladılar.;güzellikleriyle övünüyor ona armağan vaat ediyorlardı. Hera, ona evrenin krallığını,Athena savaşta yenilmezliği, Aphrodite ise Heleneyle evlenmeyi vaat ediyordu. Sonunda Aleksandros Aphrodite ‘ i seçti. Böylece, Aphrodite,Troya savaşının başlamasına neden oldu. Bütün savaş boyunca, Troyalılar’ dan özellikle de tüm savaş boyunca Paris’ ten himayesini eksik etmedi:Paris Menelaos’ la teke tek dövüştüğü ve neredeyse yenik düşeceği sırada, Paris’ i tehlikeden kurtardı ve böylece savaşın yeniden genellik kazanmasına yol açtı. Daha sonra, Diomedes tarafından az daha öldürülecek olan Aineias’ ı aynı şekilde korudu. Hata Diomedes, tanrıçayı yaraladı. Ne var ki Aphrodite’ nin koruması, Troya’ nın düşmesini ve Paris’ in ölmesini önleyemedi. Bununla birlikte Aphrodite, Troyalılar soyunu devam muhafaza edebildi. Onun sayesindedir ki Aineias, babası Agkhises ve oğlu İulius ile birlikte ve Troya Penatlarını da taşıyarak, alevler içindeki şehirden kaçabildi ve yeni bir yurt kurabileceği bir toprak arayıp bulabildi. Aphrodite-Venüs’ ün, Roma şehrinin koruyucu tanrıçası olarak kabul edilmesi bu yüzdendir. Venüs, ayrıca İulii ailesinin atası olarak kabul ediliyordu. Çünkü, İulii, İulius’ un ahfadındandı ve dolayısıyla tanrıçanın altsoyunu oluşturuyordu. Bu nedenledir ki, Sezar,ona Venüs Ana,Venüs Genitrix adıyla bir tapınak inşa ettirmiştir. Tanrıçanın en sevdiği hayvanlar güvercinlerdi. Arabasına güvercinler konulmuştu. Sevdiği bitkiler de gül ve nergisti.


     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/7/2005 - afrodit
  •  

    yaradılışı ilyadaya göre şöyledir
    zeusun babası kronosa ait denize düşen kopmuş erkeklik organının saçtığı köpüklerden doğmuştur.

    gelmiş geçmiş en güzel yunan tanrıçasıdır kendileri.bu unvanı almaları entrika dolu bir mitos'a zemin hazırlamış.
    kral peleus'un dillere destan düğününe bütün tanrılar ve zamanın jet sosyetesi davet edilmiş.fakat olacak ya geçimsizlik tanrısı eris es geçilmiş...durum böyle olunca eris küplere binmiş ve düğünü karmaşaya çevirmek için tutmuş peleus'un sarayının yolunu.ortaya en güzele! yazılı bir elma atmış.elmayı almak için gaza gelen üç tanrıça (hera, athena, aphrodite) bir yarış içine girmiş. ortamın delikanlısı zeus elmayı verecek kişinin yeryüzünün en yakışıklı adamı unvanını elinde tutan troya prensi paris olmasına karar vermiş.
    bin bir katakulliyle paris'in aklını çelmeye çalışan tanrıçalar yağız çanakkale delikanlısına olmadık vaatlerde bulunmuşlar.hera asya imparatorluğunu, athena bilgeliği ve savaş kazanma becerisini, aphrodite ise zeus'un kızı menelaos'un zevcesi spartalı güzel helene i vaat etmiş.paris dünya malı dünyada kalır diyerek helene'i seçmiş...aphrodite o gün bugündür güzellik tanrıçası olarak alınır.

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/7/2005 - ...Tanrıça...
  • Anadoludaki dünyanın ilk yerleşiminden (bkz: çatalhöyük) sonra çıkan kitaplı dinlere dek hakim pagan inanışında, kutsal ve üstün sayılan kadın cinsinin matriarkal bir düzende tapındığı, tapınmaktan öte, kendisini bir parçası olarak tahayyül ettiği kainatı, "yer"i cisimleştirmek suretiyle oluşturduğu, sadece bir basamak vazifesi gören sanemlerle kendini özdeşleştirdiği bir kavramdır tanrıça. her kadının içinde saklıdır ayrıca (bkz: goddess within) kadin ilk başta doğurganlığı nedeniyle bu payeye layık görülürken daha sonra tarım toplumuna geçilmesi ile erkek gücünün önem kazanması sonucunda giderek erkeğin boyunduruğu altına girmeye başlamış ve sonra eve kapatılıp çocuk doğurma ve eve bakma ile sınırlandırılmıştır sorumluluğu.ilk hristiyanlar erkek dinlerini yaymak için tüm pagan toplumunu ve inançlarının eserlerini, tapınaklarını büyük bir nefretle yerle bir etmişlerdir.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/7/2005 - e-mailmi + alışveriş linkleri

  • e-mailmi alcan?                 internetten alışverişmi?
    Address                                           Ay Yıldız



    AOL Mail                                         Baskuda



                                                                                                                                                            
    Every Mail                                      Dominet  


                                                      
    G Mail                                             Grand Bazaar


     Hotmail                                         Hepsi Burada
                                                                                      


    İxir                                                 Sanal Çarşı       



    Mail                                                 Türk Shop


                                                                      
    Mail City                                         Türk Market



    Mynet Mail



    Net Address



    Postmaster



    Süper Online



    Yahoo
     


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    aslında hiçbirşey sizin düşündüğünüz gibi değildir.....

    Bağlantılar

  • Mother Page :)
  • İşte Bu Benim
  • Afrodit Arşivim
  • Arkadaşlarım
  • e-mailmi?buyur
  • RSS

    Can Ciğerler

  • tuluat
  • yalanci
  • sabahat
  • penelope
  • tekcemurat
  • atali
  • turkiyem
  • Sayfa: 1 - Hepsi Hepsi: 1
    Son Sayfa |